The story of The great chain across the Golden Horn and · 2 min · Türkçe

Haliç'in Zinciri ve Karadan Yürütülen Gemilerin Efsanesi

A narrated story about The great chain across the Golden Horn and — press play, or read it below.

Avsha narrates a story about wherever you are — any street, in your language. Free to start, no account.

The story

Merhaba, ben Avsha. Şu an İstanbul’un en büyüleyici köşelerinden birinde, Haliç’in kıyısındasınız. Bugün bu durgun sulara baktığınızda huzur buluyor olabilirsiniz, ancak 1453 yılının baharında burası tarihin akışını değiştiren imkansız bir planın sahnesiydi.

Gözlerinizi kapatın ve kendinizi 22 Nisan gecesinde hayal edin. Karşınızda, Galata’nın Ceneviz surlarından yarımadanın uç noktasına, yani Sirkeci’ye kadar uzanan devasa bir engel vardı: Haliç’in ünlü demir zinciri. Bizanslılar, bu devasa dövme demirden halkalarla limanı koruma altına almışlardı.

Osmanlı donanmasının bu zinciri aşması, gemilerin bu dar boğazdan geçmesi imkansız görünüyordu. Sultan İkinci Mehmed, surların önünde haftalardır süren kuşatmanın gidişatını değiştirmek zorundaydı. Donanma Haliç’e girmeliydi ancak deniz yolu kapalıydı.

İşte o an, tarihin en cüretkar ve askeri deha ürünü kararlarından biri verildi: Eğer gemiler denizden gidemiyorsa, karadan yürüyeceklerdi. Şu an durduğunuz yerden Galata sırtlarına doğru bakın. Tophane’den başlayıp bugün Pera dediğimiz tepelere, oradan Kasımpaşa’ya uzanan o sarp yokuşları hayal edin.

Sultan’ın emriyle binlerce işçi ve asker, haftalarca gizlilik içinde hazırlık yaptı. Zeytinyağı ve hayvansal yağlarla kayganlaştırılmış devasa ahşap kızaklar hazırlandı. 21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan o karanlık gecede, dünya tarihinin en inanılmaz manzaralarından biri yaşandı.

Yetmişe yakın Osmanlı gemisi, Tophane kıyısından karaya çıkarıldı. Binlerce öküz ve askerin kas gücüyle, devasa yelkenliler tepelere tırmanmaya başladı. Ormanların arasından, evlerin yanından geçen gemilerin gıcırtıları, dualar ve emirlerle karışıyordu.

Bizanslılar surların üzerinde nöbet tutarken, hemen arkalarındaki tepelerde koca bir donanmanın süzüldüğünden haberleri bile yoktu. Sabahın ilk ışıkları Haliç’in sularına vurduğunda, Bizans askerleri dehşet verici bir manzaraya uyandılar. Dün gece bomboş olan Haliç’te, Osmanlı sancakları taşıyan gemiler yüzüyordu.

Bu sadece askeri bir hamle değil, aynı zamanda muazzam bir psikolojik savaştı. İmparatorluğun kalbi olan bu şehir, artık denizde de güvende değildi. Zincir hala oradaydı, yerinden oynamamıştı ama Sultan Mehmed imkansızı başararak onu etkisiz kılmıştı.

Bugün o meşhur zincirin bazı halkalarını İstanbul Deniz Müzesi'nde görebilirsiniz; her biri bir insan kolu kalınlığındadır. Siz şimdi bu sahilde yürürken, ayaklarınızın altındaki toprağın bir zamanlar koca kadırgaları taşıdığını düşünün. Rüzgarın sesinde, o gece gemileri çeken askerlerin nefes alışlarını ve Sultan’ın kararlılığını duymaya çalışın.

Burası, "imkansız" kelimesinin tarihin tozlu sayfalarına gömüldüğü yerdir. İstanbul’un fethine giden yol, işte bu tepelerden ve bu sulardan geçti. Keşfinize devam ederken, bu muazzam dehanın izlerini her adımda hissedeceksiniz.

This story in other languages